Apartman Yemeği Cem, Ankara’daki yeni evinde küçük masayı ikinci kez kontrol etti. Masada iki tabak, iki bardak ve sıcak bir tencere yemek vardı. Derya o sabah Cem’in kayıp anahtarını bulmuştu, bu yüzden Cem onu yemeğe davet etmişti. Cem saat yedi buçukta telefonunu aldı ve kısa bir mesaj yazdı. “Bu akşam sekizde yemeğe gelin, her şey hazır.” Sonra telefonu bıraktı ve ekmeği kesmeye başladı. Saat sekize beş kala kapı çaldı. Cem kapıyı açınca karşısında üst kattaki Nihat’ı gördü. Nihat elinde boş bir sandalye tutuyordu. “İyi akşamlar,” dedi Nihat. “Evinde yeterli sandalye olmayabilir diye bunu getirdim.” Cem şaşkın şekilde sandalyeye baktı. “Teşekkür ederim, ama ben Derya’yı bekliyordum.” “Derya da gelir,” dedi Nihat. “Diğerleri de yolda.” “Diğerleri kim?” O anda alt kapı açıldı ve merdivenden birçok ayak sesi geldi. Derya önde, apartman sakinleri arkasında yukarı çıktı. İki çocuk tabak taşıyor, yaşlı bir kadın kaşık sayıyordu. Derya telefonunu Cem’e gösterdi. “Mesajı apartman grubuna gönderdin.” Cem telefonu aldı ve ekrana uzun süre baktı. Mesajın üstünde Çınar Apartmanı yazıyordu. “Ben bunu sana gönderdim sanıyordum,” dedi Cem. “Ben de öyle düşündüm,” dedi Derya. “Ama Nihat herkese hazır olmalarını söyledi.” Nihat sandalyeyi içeri koydu. “Mesajda yemeğe gelin yazıyor. Biz de geldik.” Kapı yine çaldı. Bu kez üç kişi daha geldi ve biri, “Çorba var mı?” diye sordu. Cem tencerenin kapağını açtı. “Bu yemek iki kişilik.” Nihat tencereye dikkatle baktı. “Artık değil.” Mutfağa girdi, tencereye iki bardak su koydu ve kaşığı Cem’e verdi. “Karıştır.” “Bu şekilde yemek kalmaz, sadece sıcak su olur,” dedi Cem. “Doğru,” dedi Nihat. “O yüzden herkes evinden bir şey getirecek.” Nihat kapının önüne çıktı ve yüksek sesle konuştu. “Birinci kat ekmek getirsin, ikinci kat çay hazırlasın. Üçüncü kat tabak, dördüncü kat da yiyecek getirsin.” “Ben dördüncü katta oturuyorum,” dedi Cem. Nihat bir saniye durdu. “O zaman dördüncü kat biraz daha su koysun.” İnsanlar gidip birkaç dakika sonra yeniden geldi. Masanın üstüne peynir, yumurta, pilav, salata ve büyük bir tabak tatlı koydular. Kimse neyin önce yenmesi gerektiğini bilmiyordu, fakat herkes kendine yer buldu. Cem duvarın yanında ayakta kaldı. “Burası benim evim, ama bana sandalye kalmadı.” Derya kendi sandalyesini biraz yana çekti. “Anahtarını yine kaybedersen bu kadar insan kapıyı açabilir.” Nihat boş tencereyi kaldırdı. “Yemek iyiydi, yalnız biraz fazla su vardı.” Cem telefonunu masaya bıraktı ve kapıyı kapattı. “Yarın herkes kendi evinde yesin,” dedi.